7 Şubat 2016 Pazar

Her şey farklı olsa da, birbirimiz için atan iki yüreğimiz aynı.


   Hayatımın düzene girmesini umarken yazıyorum bu yazıyı yine. Bugün 9. yıl dönümümüz.. Kutlu olsun sevgilim.

Her sene bana yine sensizlik kalıyor. Fark ettin mi bunu ? Sana neler anlatacağımı düşünüyorum işte yine. Biliyorum bu yazıyı bekliyorsun ve beklemen benim yazmamı zorlaştırıyor. O günü yeniden anlatmak istemiyorum o yüzden o günden tam 3 yıl sonrayı anlatacağım sana. Yine bildiğin bir hikayenin sana anlatılması sıkıcılığı, hatta yaşadığımız bir günü sana anlatmanın benim için zorluğu sardı kelimeleri. Bu saatleri nasıl biliyor bu kız deme. Tamamen defterimden kopyalıyorum.. 


Saat 11.00

Telefonuma gelen binlerce arama sonunda uyanmam..
'' Bu gün 3 yıl oldu kalk artık hadi seni bekliyorum kartanem.'' diye söylenme ile başlayan  ve saat 12 de hazır olmamı söyleyerek kapattığın telefon konuşmamız. 
Hem uykumu böldüğün için sinirlenmem hem seni özlediğim için sabırsızlanmam birbirine karışmış bir halde kalkıyorum ve yüzüme soğuk suyu çarpıyorum. Kahvaltı yapmamıştım yine ama o gün sana yaptım demiştim.. Yapamamıştım yani yetişemezdim yoksa hemen çatma kaşlarını.

Saat 12.00

Korna sesiyle ayakkabılarımı giymeye başlıyorum ama çoktan kapıya dayanmışsın. Annem kapıyı aç öyle giy ayakkabılarını diyor ama onu dinleyemeyecek kadar heyecanlıyım. Kapıyı açıp sana sarılmamla beraber uyuzluk yapıp " Montun nerede mal sevgilim hasta olacaksın." diyorsun ve beni sinirli surat ifademle öyle bırakıp anneme sarılıp sohbet etmeye başlıyorsun. Oysa bunu ben yapsam beni o an öldürürsün.. Yine konuşmama fırsat vermeden montumu alıp beni de peşinden sürüklüyorsun. Kahvaltı yaptın mı ? soruna evet diye yanıt verince bana inanmıyorsun yine, kahvaltı yapalım o zaman önce diye beni en sevmediğim öğün için yine sinir ediyorsun.

Saat 13.00

Kocaman ballı ekmeği ağzıma tıkarken seni öldürmemek için kendimi zor tutuyorum. Bir yandan da çatalında bana uzattığın peynire uzanırken ne kadar mükemmel olduğunu düşünüyorum. Reçel sevmediğimi ama çilek reçelinde ki çilekleri çok sevdiğimi bilen biri var diyorum. O biri benim hayatım.. Tereyağ sürdüğün ekmeğin üstüne bir çilek tanesi koyup yine bana uzatırken o an aklıma babam geliyor. Babam gibi davranıyorsun. Kahvaltı bitince iki kahve söylemiştin ya, keşke yalnız bunun için sevseydim seni.. Kahvenin yanına yine yakıyorsun o zaman zıkkım dediğim şeyi. Dersler nasıl diyorsun ? Oysa benden daha biliyorsun derslerimin nasıl olduğunu.. Annem hoşgeldi diyorum. Gülüyorsun güzel dişlerinle ve gülen sadece onlarda değil. Yeşil gözlerine bakıyorum onlarda gülüyor. Sohbet muhabbet derken saat ilerlemiş ve hava kararmış.. Hadi diyorsun ve kalkıyorum yine bilinmeyen bir yere..


Saat 19.00

" Oha ! " diyorum. 
Oha saat nasıl 7 oldu.. 
" Lunapark'a gidiyoruz şimdi de bitanem." diyorsun ve beni saçlarımdan öpüyorsun.. Saçlarım konusuna yine girmek istemiyorum..Saçlarım senden çok çekti. 
Lunapark'a geldiğimizde mutluluktan uçuyorum. Pamuk şeker istiyorum ama zararlı olduğunu söyleyince yine sana sinir oluyorum. Saatler ilerliyor orada ama ben fark etmiyorum. Çünkü sen varsın ve ben mutluyum.


 Saat 21.00


Yemekleri güzel olan bir yere sığınıyoruz. Rakı içelim diyorum ama dinlemiyorsun. İsmini hala hatırlamadığım bir yemek söylüyorsun ve bugün hiç sevmediğim şaraba mahkum kılıyorsun beni.. Gözlerin parlıyor ama mutluluktan. Bende seni öyle görünce mutlu oluyorum. Mutluluğa kalkıyor kadehlerimiz. Yemek bitince dans ediyoruz yine. Beni o gün sarhoş eden kokundu bugün itiraf edeyim.. Seni öyle yakınımda bulunca, yanımda, lanet ediyorum üniversiteye falan.. Çünkü biliyorum bir gün bizi ayıracak o lanet üniversite.. Ama şimdi diyorum. Şimdi o yanımda ve mutluluğuna şükürler olsun..

Saat 23.00

" Bırak yardım edeyim taşımana."

"Yok tamam hallettim ben ya taşırım eve kadar." diyorum ve kucağımda benden ağır bir paketle eve giriyorum. 
Hemen odamın penceresine koşuyorum. Biliyorum yine boş arazide olacaksın ve beni arayacaksın. 
Dediğim gibi daha pencereyi açarken gizli telefonum çalıyor. Onu hiç anlamadım zaten biz neden gizli telefon kullanıyorduk ama neyse konumuz bu değil. Sözlerin hala aklımda desem de inanma yine defterden bakıp yazıyorum.



Şimdi hiç konuşmadan beni dinle kartanem.
Ben hiç kimseyi bu kadar deli sevmedim.Hiç kimseyi tüm hücrelerimde hissetmedim. Kimsenin sarılmasıyla kendimden geçmedim. Bütün hayatımı tek bir kişiye adamadım hiç. Hayatımın merkezi yapmadım kimseyi. Ben kimseyi bu kadar çok özlemedim, bu kadar yanımda istemedim. Kimseye ait hissetmedim kendimi. "İyi ki o benim." diye her gece şükretmedim hiç kimse için. Bütün mutluluğum, yüzümdeki tebessüm... Bunlar bir kişiye bağlı olmadı hiç. Gözümden sakınmadım kimseyi. 
Ben hiç kimseyi yanıma alıp kimsenin görmemesi için saklayacak kadar çok sevmedim. Ta ki sen gelene kadar sevgilim. İyi ki geldim hayatıma.. Anlam oldun, aşk oldun..  



Bu bizim hayatımızda belki de en mutlu günlerden biriydi.. 

Kokunu doya doya içime çekip eve geldikten sonra, saçlarımı hemen toplayayım da kokun üzerimden gitmesin diye düşünürken benim üstüne dökülen saçlarımı tek tek toplayıp cebine koyuyorsun ya. Ben yanında yokken öpüp koklayabilmek için.. Ben seni nasıl sevmem. İyi ki var olmuşsun hayatımda..






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Benimde söyleyeceklerim var.