28 Şubat 2016 Pazar

Kıyamadığım her şeyimizi siliyorum bugün. Vakti geldi sanırım. Gidiyorum..



       Şimdi biz barışmış olsak da şuan aramız çok iyi olsa da, ben hala o acı ayrılık günlerini unutamıyorum. Nasıl yer etmişse beynime, travma olmuş resmen. Hal böyle travmatik olunca bende Kısmetse Olur'a sardım. Orada da Erdem'i birine benzetince tabi sürekli depresyonum devam eder oldu. Elma'ya Şeftali'ye DenizG'ye ve hatta KaslıBöceğe bile. Ve ortak kararımız evet o kişiye gerçekten çok benziyor.

Yine o lanet olası derhaneden tanıdığım ve İyi ki tanımışım dediğim insanlardan biriydi o. Minik Reis'i felan hep biliyordu. Hatta bir ara Tost ile bayağı yakınlardı. Ve o zaman karakterine hayran olduğum ve abi gibi gördüğüm biriydi. Biz bir zaman hiç konuşmadık. Üniversite işleri felan derken bende açıkçası yazmadım. Öyle moralini bozuk görünce Hayırdır Reis'imizi kim üzdü ? yazardım o kadar. Gerçekten onu abi olarak görüyordum çünkü ve değer veriyordum. Annem bile ne zaman bahsi açılsa oğlum gibi o derdi. Biz bu noktaya nasıl geldik bilmiyorum. Bir süre sonra bana aşık olduğunu söyledi ve benim tepkim beni bu işe bulaştırma Reis oldu. Ama ona hayrandım işte, bunu kolayca aşkla karıştıracak kadar da salaktım. İşte şimdi aradan zaman geçince anlıyorum ki o aşk değilmiş.Belki aşırı bir hayranlık ama kesinlikle aşk değil. Şimdi numarası bile yok bende. Ama sanıyorum ki mutlu bir ilişkisi var. O yüzden bende onun için mutluyum. Ya bu Erdem benzerliği felan sadece o abi gibi gördüğüm, reis dediğim insanı özlemişim. Aslında o insan o bile değilmiş. Çünkü son olaylarda bayağı düşüncelerim değişti. Göklere çıkardığım bir insanı yerin dibine de gömdüm ben içimde yine.. Başımız Sağolsun..

15 Şubat 2016 Pazartesi

Herkese benden çay ve iyi geceler

Bazen işler içinden çıkılmaz hale gelir. Birini sevmek,birinden vazgeçmek, birine güvenmek hepsi sonunda sizde bir yaraya sebep olur. Bir anda kendinizi her şeyden uzaklaşmış bulursunuz. Önceden sevdiğiniz şeyler artık sizde hissizliğe dönüşür, tepki veremez hale gelirsiniz. Binlerce şey düşünüp ağzınıdan zar zor 1 cümle çıkması ne kadar zor oysa ki sizinde söyleyecek şeyleriniz var ama hiç bir şey söyleyemiyorsunuz. Belki bunu seviyorsunuzdur ama ben asla bunu seven insanlardan olamadım. Hep mızmız, uyuşuk, soğuk biri olarak görüldüm arkadaşlarım ve ailem tarafından. Onlara söylemek istediğim o kadar çok şey vardı ki.. ama ben sadece hiçbir şey olmamış gibi gülmeyi tercih ettim. Bu bir süre sonra içinizi kemirir artık zorla gülemez hale gelirsiniz. İnsanların söylediği en ufak bir şeye bile alınırsınız ve onu kafanızda büyütürsünüz tabii ki yine söyleyemezsiniz kimseye.. Bir şeyler yazmayı denersiniz olmaz. Bi kaç film izlersiniz belki içiyorsanız sigara içersiniz. Bunların hepsi o anki duyguları bastırmak için yapılan şeylerdir hiçbiri sizi sonsuza kadar rahatlatmaz. Saatlerdir uyumaya çalışıp kafamdaki seslerden dolayı gözlerimi dolu dolu açıyorum. Bazen yaşamak istemiyorum; bazen gerçekten ölmek istiyorum.. Ama bunda da beni suçlarlar diye korkuyorum.. Ne zaman birine bir fikrimi söylemeye çalışsam hep sus diyorlar ya da ayıp olmasın diye dinleyip sonunda ‘saçmalama’ ‘yok artık mal mısın’ gibi tepkiler alıyorum sonrada gelip neden sende bir şeyler söylemiyorsun diyorlar. Hepsi yeni bir fikir adı altında kendilerine hak vermemizi bekliyorlar. Gerçekten farklı fikir umurlarında bile değil. Şuan bunları yazıp kendimi rahatlatmaya çalışıyorum çünkü bu gecenin sonu ya sabaha kadar ağlamak, ya da… İnsanların beni yanlış anlamalarından bıktım, beni dışlamalarından, benimle dalga geçmelerinden gerçekten bıktım. ‘Bu yaşta ne derdi’ böyle tepkisi alırım diye kimseye bir şey anlatamamaktan bıktım. Etrafımda beni dinleyebilecek olan bir sürü kişi var ama beni anlayabilecek tek bir kişi bile yok çünkü kimseye kendimi tam olarak ifade edemiyorum. Yalnız olmak istiyorum, ama birileri beni düşünsün istiyorum gibi gibi.. Tek istediğim hayatımda bir şeylerin iyi gitmesi, İyi geceler.

13 Şubat 2016 Cumartesi

İlan ediyorum.. Boku Yemiş Haldeyim..



Bilmediğiniz üzere
Çünkü bunu size hiç anlatmadım.. Teknik bir üniversite de Bilgisayar Mühendisliği okuyorum. Ve hikaye burada ilginç olmuyor. Hatta leş gibi bir hale bürünüyor.
Hep yurtla ilgili bir sıkıntım oluyor benim. Dicle üniversite maceramı okuyanlar belki biraz biliyordur. Bu sefer de işte daha az sıkıntı yaşamak için özel yurda kayıt oldum. Ama daha fena oldu. Önceden yöneticilerle sorun yaşamıyordum en azından. Konumuz bu değil ama..

Konu bu mu bilmiyorum ama bu hafta yurda ve okula dönmek zorundayım. Şey yapacağım herhalde kendimi öldüreceğim falan. Bu arada orada ki hayatımdan hiç bahsetmedim size. Orada da 5 kişi hep beraber takılıyoruz. Ama onlara ne lakap versem bilemedim. Birine Programcı diyebilirim. Çünkü daha önce programcılık okumuş ve tabi hepimize o öğretmeye çalışıyor. Tabi çocuğu sinir ediyorum bence bu öğretme işinden vazgeçer yakında. Biri de RockBoy olsun çünkü rock emojiyi çok seviyor. Diğeri de SarıKafa olsun. Sarışın falan ya bence bu uyar ona. Erkekler bu kadar. Birde benim gibi Adanalı biri daha. Ve bana da benziyor huyları, aslında görüntüsü bile biraz benziyor. Ona da ne desem olmuyor ama yakıştıramıyorum hiç bir ismi şuan. KüçükPrenses olsun ya. 
İşte böyle bir grup oluşturduk ve hep beraberiz neredeyse. Zaten onlar olmasa okulda o şehirde pek çekilmez. Az sayıda yerde hep beraber vakit geçiriyoruz işte.. Umarım yakın bir zamanda mutluluk bizi de bulur..

Gidiş tarihi yaklaştıkça paronayak olmaya başladım. Sanki biri bir yerden çıkıp beni öldürecekmiş gibi geliyor. Zaten programlama gibi hiç anlamadığım bir dersin stresi beni öldürecekken birde yurt mevzularına akıl yormak istemiyorum. Ordan nefret ediyorum. Bunun dışında okulu seviyorum. Yine bir bırakma vakasıyla karşı karşıya kalmayız umarım. Yoksa 50 yaşında hala üniversite okuyan biri olmak istemiyorum. Başlıkta belirttiğim gibi boku yemiş bir haldeyim ve bu bataklıkta yüzmeye,çırpınmaya mahkumum. Adı üstünde bataklık işte çırpındıkça daha kötü batıyorsun..

Hey güzel okuyucu.. Sende benimle hayatını paylaş.. Çünkü sana ihtiyacım var.

7 Şubat 2016 Pazar

Her şey farklı olsa da, birbirimiz için atan iki yüreğimiz aynı.


   Hayatımın düzene girmesini umarken yazıyorum bu yazıyı yine. Bugün 9. yıl dönümümüz.. Kutlu olsun sevgilim.

Her sene bana yine sensizlik kalıyor. Fark ettin mi bunu ? Sana neler anlatacağımı düşünüyorum işte yine. Biliyorum bu yazıyı bekliyorsun ve beklemen benim yazmamı zorlaştırıyor. O günü yeniden anlatmak istemiyorum o yüzden o günden tam 3 yıl sonrayı anlatacağım sana. Yine bildiğin bir hikayenin sana anlatılması sıkıcılığı, hatta yaşadığımız bir günü sana anlatmanın benim için zorluğu sardı kelimeleri. Bu saatleri nasıl biliyor bu kız deme. Tamamen defterimden kopyalıyorum.. 


Saat 11.00

Telefonuma gelen binlerce arama sonunda uyanmam..
'' Bu gün 3 yıl oldu kalk artık hadi seni bekliyorum kartanem.'' diye söylenme ile başlayan  ve saat 12 de hazır olmamı söyleyerek kapattığın telefon konuşmamız. 
Hem uykumu böldüğün için sinirlenmem hem seni özlediğim için sabırsızlanmam birbirine karışmış bir halde kalkıyorum ve yüzüme soğuk suyu çarpıyorum. Kahvaltı yapmamıştım yine ama o gün sana yaptım demiştim.. Yapamamıştım yani yetişemezdim yoksa hemen çatma kaşlarını.

Saat 12.00

Korna sesiyle ayakkabılarımı giymeye başlıyorum ama çoktan kapıya dayanmışsın. Annem kapıyı aç öyle giy ayakkabılarını diyor ama onu dinleyemeyecek kadar heyecanlıyım. Kapıyı açıp sana sarılmamla beraber uyuzluk yapıp " Montun nerede mal sevgilim hasta olacaksın." diyorsun ve beni sinirli surat ifademle öyle bırakıp anneme sarılıp sohbet etmeye başlıyorsun. Oysa bunu ben yapsam beni o an öldürürsün.. Yine konuşmama fırsat vermeden montumu alıp beni de peşinden sürüklüyorsun. Kahvaltı yaptın mı ? soruna evet diye yanıt verince bana inanmıyorsun yine, kahvaltı yapalım o zaman önce diye beni en sevmediğim öğün için yine sinir ediyorsun.

Saat 13.00

Kocaman ballı ekmeği ağzıma tıkarken seni öldürmemek için kendimi zor tutuyorum. Bir yandan da çatalında bana uzattığın peynire uzanırken ne kadar mükemmel olduğunu düşünüyorum. Reçel sevmediğimi ama çilek reçelinde ki çilekleri çok sevdiğimi bilen biri var diyorum. O biri benim hayatım.. Tereyağ sürdüğün ekmeğin üstüne bir çilek tanesi koyup yine bana uzatırken o an aklıma babam geliyor. Babam gibi davranıyorsun. Kahvaltı bitince iki kahve söylemiştin ya, keşke yalnız bunun için sevseydim seni.. Kahvenin yanına yine yakıyorsun o zaman zıkkım dediğim şeyi. Dersler nasıl diyorsun ? Oysa benden daha biliyorsun derslerimin nasıl olduğunu.. Annem hoşgeldi diyorum. Gülüyorsun güzel dişlerinle ve gülen sadece onlarda değil. Yeşil gözlerine bakıyorum onlarda gülüyor. Sohbet muhabbet derken saat ilerlemiş ve hava kararmış.. Hadi diyorsun ve kalkıyorum yine bilinmeyen bir yere..


Saat 19.00

" Oha ! " diyorum. 
Oha saat nasıl 7 oldu.. 
" Lunapark'a gidiyoruz şimdi de bitanem." diyorsun ve beni saçlarımdan öpüyorsun.. Saçlarım konusuna yine girmek istemiyorum..Saçlarım senden çok çekti. 
Lunapark'a geldiğimizde mutluluktan uçuyorum. Pamuk şeker istiyorum ama zararlı olduğunu söyleyince yine sana sinir oluyorum. Saatler ilerliyor orada ama ben fark etmiyorum. Çünkü sen varsın ve ben mutluyum.


 Saat 21.00


Yemekleri güzel olan bir yere sığınıyoruz. Rakı içelim diyorum ama dinlemiyorsun. İsmini hala hatırlamadığım bir yemek söylüyorsun ve bugün hiç sevmediğim şaraba mahkum kılıyorsun beni.. Gözlerin parlıyor ama mutluluktan. Bende seni öyle görünce mutlu oluyorum. Mutluluğa kalkıyor kadehlerimiz. Yemek bitince dans ediyoruz yine. Beni o gün sarhoş eden kokundu bugün itiraf edeyim.. Seni öyle yakınımda bulunca, yanımda, lanet ediyorum üniversiteye falan.. Çünkü biliyorum bir gün bizi ayıracak o lanet üniversite.. Ama şimdi diyorum. Şimdi o yanımda ve mutluluğuna şükürler olsun..

Saat 23.00

" Bırak yardım edeyim taşımana."

"Yok tamam hallettim ben ya taşırım eve kadar." diyorum ve kucağımda benden ağır bir paketle eve giriyorum. 
Hemen odamın penceresine koşuyorum. Biliyorum yine boş arazide olacaksın ve beni arayacaksın. 
Dediğim gibi daha pencereyi açarken gizli telefonum çalıyor. Onu hiç anlamadım zaten biz neden gizli telefon kullanıyorduk ama neyse konumuz bu değil. Sözlerin hala aklımda desem de inanma yine defterden bakıp yazıyorum.



Şimdi hiç konuşmadan beni dinle kartanem.
Ben hiç kimseyi bu kadar deli sevmedim.Hiç kimseyi tüm hücrelerimde hissetmedim. Kimsenin sarılmasıyla kendimden geçmedim. Bütün hayatımı tek bir kişiye adamadım hiç. Hayatımın merkezi yapmadım kimseyi. Ben kimseyi bu kadar çok özlemedim, bu kadar yanımda istemedim. Kimseye ait hissetmedim kendimi. "İyi ki o benim." diye her gece şükretmedim hiç kimse için. Bütün mutluluğum, yüzümdeki tebessüm... Bunlar bir kişiye bağlı olmadı hiç. Gözümden sakınmadım kimseyi. 
Ben hiç kimseyi yanıma alıp kimsenin görmemesi için saklayacak kadar çok sevmedim. Ta ki sen gelene kadar sevgilim. İyi ki geldim hayatıma.. Anlam oldun, aşk oldun..  



Bu bizim hayatımızda belki de en mutlu günlerden biriydi.. 

Kokunu doya doya içime çekip eve geldikten sonra, saçlarımı hemen toplayayım da kokun üzerimden gitmesin diye düşünürken benim üstüne dökülen saçlarımı tek tek toplayıp cebine koyuyorsun ya. Ben yanında yokken öpüp koklayabilmek için.. Ben seni nasıl sevmem. İyi ki var olmuşsun hayatımda..