31 Aralık 2016 Cumartesi

Yeni yıl, yeni başlangıçlar..



     Herkes gibi benim de 2017 yılının güzel olmasını ummak gibi bir salaklık yapasım vardı. Bu sabaha kadar... Arkadaşlar bir plan yapmıştık. Evde kutlamaya karar verdik ama sonucunda herkes kendi başına takılmaya karar verdi. Ve herkes yeni plan yapıp mutlu olurken, Sipirmın surat asmayı tercih ederek günü bize zehir etti. Bu bizim ilk yılbaşımızdı. ve sırf planları bozuldu diye ben öylece izledim yeni yılın gelişini. Ama umudumu kaybetmedim. Çünkü biliyorum ki biri bir gün beni mutlu etmek için planlar yapacak. Hadi hazırlan sana bir sürprizim var diyecek. Ve özel anları güzel değerlendirmesini bilip her anı benim için özel yapacak.






   Açıkçası Günlerim pek güzel geçmemekte. Mutluluklarım hiç tam olmadı. Hep yarım yaşadım. Birazıda sonraya kalsın dedim. Bir şey olurda bozulur bu mutluluk,daha sonra lazım olur diye düşündüğüm çok oldu tabiki. Mutluluklarım dedim ama dönün bir bakın dünyaya kim mutlu? Asıl yarım kalan, tamamlanamayan hayallerimdi. Ve şimdi değişme vakti belki de. Hayal kurma vakti değil, hayalleri gerçekleştirme vakti. Bu hayatta bir çok kere savaştım. Ama iki tanesi çok önemliydi. Birincisini yendim ve dünyaya geldim. İkincisinde yenildim. Çünkü aşık oldum. Ağlamanın ve alkol almanın bir faydası olmadığının farkındayım. Ağladığın zaman, rahatladığını sanıyorsun ama yanılıyorsun. İçki içtiğin zaman, her şeyi unuttuğunu sanıyorsun ama yanılıyorsun. Ben hiçbir zaman çocuk olmadım. Çok şeyimi kaybettim. Çok canımı kaybettim. Bunların sonunda çok ağladım çok içtim. Ve evet bunların faydası olmadı. Bana yakışmayan şeyler yaptım çoğu zaman. Dönüp baktığımda inanamadım gözlerime. Ama olmuşa çare yok dostlar. Aşık olduk bir kere,geriye dönmek istesemde yakar yollar beni yine. Beni ne Cemal anlatabilir ne de Nazım. Beni bir tek sen anlatabilirsin sevgili. Beni bir tek sen yaşatabilirsin sevgili. Çekip gidiyorsun ya karanlık sokaklara, sana bir ışık bir lamba lazım. Beni burda avutmak için, bana sen lazım. Sen oldun yazım kışım, gecem gündüzüm. Martıya uçmak için ne kadar kanat lazımsa bana da sen lazım. 

Acı çekiyorum. Farklı bir acı bu. Hiçbir nedeni yok gibi dururken o kadar çok nedeni bir arada tutan bir acı ki. Anlatamıyorum. Anlatsam ağlarım, ağlarsam gülerler. Kırıldığım her saniye büyüyor içimdeki o boşluk. Siz hiç elinizde olmadan üzülmeye mahkum ettiniz mi kendinizi? Gökyüzüne bakarken takıldığınız taşı önemsediniz mi? Uzun uzun konuşmak isterken içinizdekileri sessizce haykırmak geçerken aklınızdan, sesinizin çıkmadığı oldu mu hiç? Benim oldu işte. Hiç geçmedi ki üstümden. Bildiklerim, işittiklerim öyle çok yük oldu omuzlarıma. Taşıyamıyorum sanki artık onları. Ve sen sevgilim, sen sarılabileceğin herkesi öldürdün sen. Sevdiğin müzikler seni sevmiyor artık,seninle konuşabilecek her şeyi susturdun.Dokunduğun tenleri çürüttün sen, yazıldığın şiirleri utandırdın her harfinden.
Sen oradan geçerken bir ev bile kendini canlı hissederdi, taştan duvardan yapılmamış gibi olurdu bu şehir. Seni öpebilecek her dudağı kanattın sen. Seni sarabilecek her kolu kopardın. Sana güzel bakan her gözü kör ettin. Elbette yalnız değilsin ama, seni üzecekler kaldı etrafında, seni kıracak olanlar sana acı verecek olanlar kaldı. bu yüzden kırıldım diye sakın ağlama sen, bu yüzden acı çekiyorum diye kahırlanma sakın. İçin yanarsa şayet, içindeki bıçakları o ateşte ısıtıp bu yarayı dağlama. Bir gün çok yalnız kalırsan bunu tekrar et;  “ gidecek bir yerim vardı, orayı yıktım.”




6 Ekim 2016 Perşembe

Evet o şarkı benim tüm yaralarımı ezbere biliyor

Kırılmadık hiçbir yanım kalmadi artik. Benim canim acımıyor, benim beynim uyuştu, benim kalbim kurudu. Sen yanimdan vurdun beni. Sağım solum kalmadı. Önümü goremez oldum, ardımda düşmanca iğneler...
Çok yorgunum adam. Kollarinda uyumaya geldim be. Beni öldür diye gelmedim ki hem. Gelirken zaten ölüyordum ben be adam. Zaten kırık döküktüm sana gelirken, yaralarimi sar istedim. Yara ol demedim. Yeni yara açarken biraz acı istedim bana, kıyama istedim. 


Ben istedikçe sen benden götürdün. Ben yalvardıkca sen kendini yücelttin. Ben kalmıyorum ama benden geriye birşey kalmıyor. Eriyorum ben yavaş yavaş sen görmüyorsun. Acıyorum, açılıyor acıyla sardiklarim. Yeter be adam ! Sende vicdan yok mu hiç. Merhametin kalmadı mı? Yeter be adam sevdikçe yeter..


23 Nisan 2016 Cumartesi

Rıhtımda üzgün, yorgun kaldım.. Ruhsuz kaldım..


özgürlük
yok oluş
ölüm
başarı
hayat
amaç
amaçsızlık
yaşam
yalnızlık


Antidepresanlara bağlı bir hayatın başrolüyüm. Cenazeler acımı tazeliyor. Sensizliği cenazeler tazeliyor. Yine yoksun ve ben bilmediğim bir zamanda yolculuk ediyorum. Öyle gidişlerin var ki, sanki sen hiç olmamışsın gibi hissediyorum. Ben seni hissetmeden yaşayamıyorum. Canım artık acıyacak kadar bile kalmadı. Artık hissedecek kadar bile uyanık kalamıyorum zaten. İlaçlar beni uyutuyor sevdiğim. İlaçlar beni uyuşturuyor. Kendimi ne zaman geleceğine dair sorular sorarken buluyorum. Ne zaman bu acı bitecek ? Ölüm ne zaman beni bulacak ? 
Rüzgarı hissedemiyorum. Sıcak ve soğuk kavramları bana çok uzak geliyor artık. Deliriyorum. Seni göremediğim her gün biraz daha deliriyorum. Burası boşluk, hiçlik ve sanki kara delik içerisindeyim. Gidilmemiş tek bir yer bile kalmadı ardından. Nereye gideceğim bilmiyorum. Nasıl gideceğimi de bilmiyorum. Ne yazacağımı da bilmiyorum. Çoğu zaman seni yazacağımı bile hatırlamıyorum.Ben yok oluyorum, geldiğinde benden geri kalanlardan korkacaksın biliyorum. Enkaz mıyım ben ? Moloz yığını yada ses kirliliği. İnsanlar en sevdiklerini kaybedince ağlıyorlar. Benim gözlerimden ise inecek bir yağmur bulutu kalmadı. Yazdıkça az geliyor. Ölçme yeteneğimi kaybettim. İlaçlarımı bulamadım yine. Kollarımı kazıyorum. Kan bana seni hatırlatıyor. Şans eseri ölmüyorum biliyor musun ? Biliyorsun. Doktor senin yanında söyledi. O zaman ölmemi istiyor musun da beni yalnız bırakıyorsun ? Ölmeli miyim bilmiyorum. Damara kadar gidemedi hiç bir zaman ama ya giderse ? Uyumalıyım geçene kadar ve ilaçlarımı bulamıyorum. Yazılarım kayboluyor, ilaçları içince yazdıklarımla beraber sende kayboluyorsun. İlaçları içmek istemiyorum. Beni kurtar bu hastalıktan, beni sensizlikten kurtar. Sen olmadan hiç bir şeyi başaramam biliyorsun. Sana muhtaç olduğumu biliyorsun. Aşık olduğumu biliyorsun. Herkes neden başıma toplanıyor. Sen hariç herkes geliyor birer birer ve sadece sen gelmiyorsun neden ? Neden hala gelmedin ? Ben bunları yazarken senin gelmen lazımdı. Bugün biz görüşecektik..Bugün sen benim yanıma gelecektin. Bugün ben senin kokunla uyuyacaktım. Yeter çık ve gel artık. Sensizliğime ilaç olmaya gel..

18 Nisan 2016 Pazartesi

Hayalleri olanlar önce görür ölümü..



Şimdi sizin için bayağı bir geçmişe gideceğim, 6 yaşıma…
Yolda dayak yemiş bir köpek gördüğüm zaman karar vermiştim mesleğime, ben büyüyünce veteriner olacaktım. Anneme dönüp ‘’ Anne ben hayvan doktoru olmak istiyorum.’’ Dediğim an başladı bende ki yangın… Zaten hep hayvanlarla iç içe bir yaşamı severdim. İlk kelimesi bile tedi olan biriyim. Annem o zamanlar bir şey demedi. Ve ben hayvanlara olan aşkımla büyüttüm mesleğimi içimde.

Lise bitti ve sınav sonucunda Dicle Veteriner Fakültesine yerleştim. İşte o gün benim hayatımda en mutlu gündü. Hayalim benim olmuştu. 6 yaşında ki Kızıl içeride bir yerde dans ediyordu. Mutluydum, istediğimi almıştım. Ama Diyarbakır bildiğiniz gibi beni çok yordu.
Puanım Ankara’ya yetmesine rağmen aile baskısıyla mimarlık okumaya gönderildim ama içimde ki yangın hiç dinmedi ve ben yazları veteriner yanına gitmeye başladım. Yapamadım mesleğimsiz, bıraktım mimarlığı ve yeniden girdim sınava… Bu sefer veterinerlik yazarsam gidemeyeceğimi biliyordum ama. Bende mühendisliği seçtim. Bilgisayar mühendisliğini…

                                                               İçimde bir alev var Sayın Okuyucu;
Bu alev ki hiç dinmiyor. Anestezi kokusunu özlüyorum. Formaldehit gibi iğrenç bir kokuyu bile özlüyorum. Ameliyathaneyi, bana yardım ister gibi bakan hayvanları özlüyorum. Ben hayallerimi bıraktım ve sonunda mutsuzluğumla baş başa olmaya alışmaya çalışıyorum. Psikolojim bozuldu bu yüzden. İlaçlarla yaşıyorum ama geri dönüş yolu olmadığını biliyorum. Bile bile özlüyorum. Sanki sevgiliden ayrılmış gibi, sevdiğim her şey kaybolmuş gibi hissediyorum.
Sen okuyucu;
Sakın!
Sakın hayallerini bırakma olur mu?
Yüz kere de denesen, ulaşamasan, yine de denemeye devam et.
Çünkü önce hayalleri yarım kalanlar ölüyor. Bedeni sadece kabuk kalıyor ve ruhu bomboş yaşıyor…
Hayaller kıymetli şeyler, sen onları kaybetme!

13 Nisan 2016 Çarşamba

Kalbim sensiz kaldı..

İnsanların arasında yalnızlığımla kayboluyorum. Herkes mutluyken ben mutsuzluğumla baş başayım. Buna sebep olan tek kişi de benim ya en çok o zor. Yarın hayatımın en önemli derslerinden birinin sınavı var algoritma ve ben sınavı bile takamıyorum. Sanki hayatın içerisinde bir yerde kaybolmuş kalmışım ve kimse beni bulamıyor, sesim kimseye ulaşmıyor. Korkuyorum yeniden sevmekten, korkuyorum yeniden kaybetmekten.  Hayatıma neler yaptın Ankaralım… Ne seninle ne de sensiz yapabiliyorum. Sen olmayınca başka kimsenin olmasına gerek kalmıyor gibi… Beni Ankara’ya bağlayan artık sadece geçmiş olacak. Bir daha İstanbul’da erguvanlar aynı kokmayacak, papatyalar bile küsecek bana biliyorum. Bugün Fenerbahçe maçını izle demişsin. Yanında ben varmışım gibi izle o maçı...
Senin olmadığın bir yerde, ayak izin olmayan bir şehir de nasıl maç izleyeceğim yine. Nasıl Fenerbahçe gol atınca sırf senin gözlerin parlıyor diye sevineceğim. Senin izlemeyeceğin bir maçı ben nasıl izleyeceğim. Kokun olmadan nasıl yaşayacağım ya ben. Hadi gel bunu konuşalım.
Senin gözlerin olmadan anlamını yitiren bir dünya da beni nasıl tek basıma bıraktın sen, söylesene mutlu olmak mümkün mü? Sensiz olabilmem mümkün mü?  Sana aşk derdim ve ben bu anlamı başkasına nasıl yükleyeceğimi bilmiyorum. Bu kelimeyi başkasına nasıl söylerim bilmiyorum. Başka birini nasıl sevebilirim bilmiyorum.

Beni bir hiçliğe hapsettin sen, kimsenin olmadığı bir hiçliğe hapsedildim ben ve bu hiçlikten nasıl çıkarım bilmiyorum. Sensiz kör kuyulara atıldı bedenim yine..

10 Nisan 2016 Pazar

beni affet bazen gitmek gerek..

Yine karşınızdayım işte. Artık daha sık yazma sözümü tutmaya çalışıyorum. Bu sefer haberleri anlatmayacağım ama Reis bana mesaj attı ve beni yine darmadağın ediyordu. Tumblr hesabım yüzünden olay diyip bunu geçiyoruz. Programmer bir barda çalışmaya başladı. Her gün oraya gidiyoruz artık. Biraz oturup kalkıyoruz. Benim Sarışınla aram bozuk birde bir aydır felan küsüz konuşmuyoruz. Hayatım daha iyi oldu onla küsünce ya bir rahatladı. Küçük premsesinde sevgilisi var oda artık pek bizle takılmıyor ve RockBoy bundan bayağı bir şikâyetçi. Artık bizimle çok takılmıyor ve sevgilisi sanırım erkeklerle takılmasına kızıyor gibi. Ankaralıyla da konuşmuyorum artık. Engelledim hatta onu. Öyle yani olaylar…


Hayatını alt üst etmeye niyetli bir insanım işte. Öylece hayatımı bok edebilecek yapıya sahibim. Kendimi parçalara ayırmak istiyorum hatta. Paramparça etmek istiyorum. Sen sustukça ben kendimi öldürmek istiyorum demek geliyor içimden ama en iyi yaptığım şeyi yapıyorum ve susuyorum. Susmak bazen en kolay yol gibi geliyor bana. Hatta en kolayı susmak oluyor. Senin gibi bende susuyorum. Bir gün gelecek burada seni anlatacağım biliyorum… Seni başkasının olarak anlatacağım ama. Bunu yapmak bana acı verse de senin mutluluğunda bir harflerde ifade bulacak, mutsuz olduğunda yanında olamayacağım için özür dilerim. Mutlu olduğunda da yanında olamayacağım zaten bunun içinde şimdiden özür dilerim. Bir gün beni öldürse de seni sevdiğin insanla izleyeceğim.. Şimdiden affet beni..

6 Nisan 2016 Çarşamba

Ben seni işgal edemem teslim olurum.. Ben ateşim sen su, sende boğulurum..

Ait olamamak hiçbir yere…
Belki de benim tek sorunum budur..
Ama insan zaten doğduğu yere ait değildir ki, büyüdüğü yere de ait değildir.
İnsan hep olmak isteyip de olamadığı yere ait değil midir?
Ben nereye aitim peki? Ben neden hep yollardayım da kendimi bir yerde tam bulamıyorum…
İstanbul bile beni büyülemiyor artık hatta Ankara’ya bile ait olduğumu düşünemiyorum artık.
Bu benim mutsuzluk hikâyem yine Ankaralıyla son bulacak ve ikimizden birini öldürecek bir hikâye sadece… Birimizden biri pes edinceye kadar sürecek bir savaşın hikâyesi bu. Bir kitap arkası gibi oldu ama benim hayatım sanki kamyon arkası yazıları gibi. Dünya’ya bok olarak gelecekmişim de sanki son anda insan olmuşum gibi bir hayat bu. Herkesi sigara yakmaya davet ediyorum şu an ama içmeye değil. Orda öylece yanışını izleyin..


İzlediniz mi ?
İşte ben o sigarayım..
Yavaş yavaş alevler ve dumanlar içinde kalan kız…

Kendi de alev olan, ateş olan insan.
Bir tek onu yakamıyorum. Hayır Ankaralıyı değil. Bu başka bir hikaye, şuan anlatamayacağım..
Ben ateşim o su, ben onu yakamıyorum ve teslim oluyorum..
Sadece gözleriyle bile ateş olduğumu unutuyorum. Ufacık bir sözü bile beni darmadağın ediyor. 
O yoksa hayatım çok boş, o uyuduktan sonra tüm ışıkları sönüyor gibi şehrin.
Ama bu sefer kimsenin haberi yok. Sen ve ben bir sır paylaşıyoruz işte.. 
Hoşgeldin sırdaşım...

17 Mart 2016 Perşembe

Kokusunu içine çeke çeke öpmek nedir bilir misiniz siz ?



   Suskunluğunu hiç sevmiyorum. Soğuk duruşunu hiç sevmiyorum. Sanki o hep gözleri ışıl ışıl gülmek için yaratılmış. Güldüğü zaman Güneş'i kıskandıran birini gördünüz mü siz ? O güldüğü zaman güneş bile bulutların ardına saklanıyor işte. Ve gözleri bana gülmüyor. Güneş'i kıskandıran gülüşü benim için değil. Hatta sesini bile duymuyorum. Sessizliklerin en kötüsünü yaşıyorum. Bağırıp çağırmasına razı olduğunuz birinin suskunluğunu yaşıyorum. Beni öldürüyor. Sessizliği beni öldürüyor. Kimsenin öldürmediği kadar öldürüyor beni sesini duymamak, ne yapsam sarmıyor kırıklarını. 


    Sarıldığımda mutlu olduğum insan, yanında huzurlu olduğum ve aslında en çok sana kırıldığım. En çok seni önemsediğim ve en çok seni dinlediğimi bilmelisin. Aslında sana küsemiyorum ben. Küs gibi yaparken bile canım senden daha çok yanıyor. Küs olduğumuzda yanında başkasını görmeye bile tahammül edemiyorum ama
sen bunların hiç birini bilmiyorsun. Bütün anlarımda seni düşündüğümü bilmiyorsun. 

   "insan bir düşü sevebilir mi?" diye sordu. "evet", dedim hiç düşünmeden, "bence zaten en çok onu sevebilir, bir düşü..."
"birini sevmen icin elle tutulur bir neden bulamiyorsan onu sahiden seviyorsun demektir..." 


6 Mart 2016 Pazar

Aramızda kalsın ama ben seni bayağı bir özlüyorum..



    Yurttan ve Dünya'dan haberlerle karşınızda olmayı çok isterdim ama çok haber yok. 
Aselsan'dan gurur verici bir haber var. Ankaralının da içinde olduğu bir mühendis grubu kızılötesiyle uçakları ve radarları kör eden ve füzeleri istediği gibi yönlendiren bir sistem geliştirdi. Tabi bu yine onun çok çalışması anlamına geliyor. Bu da daha az konuşmamız anlamına geliyor. 
Onu çok özlüyorum. Bazen liseye dönmek ve yine hiç bir işimizin olmadığı o zamanları istiyorum. 

Cam bir fanusun içine sıkışmış gibiyim. Etrafımda insanlar var ama ben onlara sesimi duyuramıyorum ya da onlar beni sadece cam fanustan izliyor gibiler. Bu fanusun içine aldığım insanlar oluyor bazen ama genellikle yalnız başıma yaşıyorum. Hayattan beklentilerimi sıfırladım tamamen. Artık hiç bir şey beklemiyorum. Sanki yaşamıyorum da sadece bir anıyım. Öylece insanların hayatına dokunmuş bir parmak izi gibi hissediyorum. Kimsenin beni sevmediğini düşünüyorum ya da kimsenin sevgisini değerli bulmuyorum. Bir kaç gün sonra İstanbul'a gideceğim. Maho Kral'ın yanına ama bu bile beni heyecanlandırmıyor. Birde Ankaralının adaşı bir öğrencim var burada. Her gün ders çıkışı Home Kit diye bir cafede ona ders vermeye gidiyorum. Artık ailem gibi oldular. Bir tek orada huzurluyum. 



Bunun dışında yine Andaval ve kaprisleriyle uğraşıyorum. Kız tam bir zeka özürlü. Artık tamamen ondan nefret ediyorum..

28 Şubat 2016 Pazar

Kıyamadığım her şeyimizi siliyorum bugün. Vakti geldi sanırım. Gidiyorum..



       Şimdi biz barışmış olsak da şuan aramız çok iyi olsa da, ben hala o acı ayrılık günlerini unutamıyorum. Nasıl yer etmişse beynime, travma olmuş resmen. Hal böyle travmatik olunca bende Kısmetse Olur'a sardım. Orada da Erdem'i birine benzetince tabi sürekli depresyonum devam eder oldu. Elma'ya Şeftali'ye DenizG'ye ve hatta KaslıBöceğe bile. Ve ortak kararımız evet o kişiye gerçekten çok benziyor.

Yine o lanet olası derhaneden tanıdığım ve İyi ki tanımışım dediğim insanlardan biriydi o. Minik Reis'i felan hep biliyordu. Hatta bir ara Tost ile bayağı yakınlardı. Ve o zaman karakterine hayran olduğum ve abi gibi gördüğüm biriydi. Biz bir zaman hiç konuşmadık. Üniversite işleri felan derken bende açıkçası yazmadım. Öyle moralini bozuk görünce Hayırdır Reis'imizi kim üzdü ? yazardım o kadar. Gerçekten onu abi olarak görüyordum çünkü ve değer veriyordum. Annem bile ne zaman bahsi açılsa oğlum gibi o derdi. Biz bu noktaya nasıl geldik bilmiyorum. Bir süre sonra bana aşık olduğunu söyledi ve benim tepkim beni bu işe bulaştırma Reis oldu. Ama ona hayrandım işte, bunu kolayca aşkla karıştıracak kadar da salaktım. İşte şimdi aradan zaman geçince anlıyorum ki o aşk değilmiş.Belki aşırı bir hayranlık ama kesinlikle aşk değil. Şimdi numarası bile yok bende. Ama sanıyorum ki mutlu bir ilişkisi var. O yüzden bende onun için mutluyum. Ya bu Erdem benzerliği felan sadece o abi gibi gördüğüm, reis dediğim insanı özlemişim. Aslında o insan o bile değilmiş. Çünkü son olaylarda bayağı düşüncelerim değişti. Göklere çıkardığım bir insanı yerin dibine de gömdüm ben içimde yine.. Başımız Sağolsun..

15 Şubat 2016 Pazartesi

Herkese benden çay ve iyi geceler

Bazen işler içinden çıkılmaz hale gelir. Birini sevmek,birinden vazgeçmek, birine güvenmek hepsi sonunda sizde bir yaraya sebep olur. Bir anda kendinizi her şeyden uzaklaşmış bulursunuz. Önceden sevdiğiniz şeyler artık sizde hissizliğe dönüşür, tepki veremez hale gelirsiniz. Binlerce şey düşünüp ağzınıdan zar zor 1 cümle çıkması ne kadar zor oysa ki sizinde söyleyecek şeyleriniz var ama hiç bir şey söyleyemiyorsunuz. Belki bunu seviyorsunuzdur ama ben asla bunu seven insanlardan olamadım. Hep mızmız, uyuşuk, soğuk biri olarak görüldüm arkadaşlarım ve ailem tarafından. Onlara söylemek istediğim o kadar çok şey vardı ki.. ama ben sadece hiçbir şey olmamış gibi gülmeyi tercih ettim. Bu bir süre sonra içinizi kemirir artık zorla gülemez hale gelirsiniz. İnsanların söylediği en ufak bir şeye bile alınırsınız ve onu kafanızda büyütürsünüz tabii ki yine söyleyemezsiniz kimseye.. Bir şeyler yazmayı denersiniz olmaz. Bi kaç film izlersiniz belki içiyorsanız sigara içersiniz. Bunların hepsi o anki duyguları bastırmak için yapılan şeylerdir hiçbiri sizi sonsuza kadar rahatlatmaz. Saatlerdir uyumaya çalışıp kafamdaki seslerden dolayı gözlerimi dolu dolu açıyorum. Bazen yaşamak istemiyorum; bazen gerçekten ölmek istiyorum.. Ama bunda da beni suçlarlar diye korkuyorum.. Ne zaman birine bir fikrimi söylemeye çalışsam hep sus diyorlar ya da ayıp olmasın diye dinleyip sonunda ‘saçmalama’ ‘yok artık mal mısın’ gibi tepkiler alıyorum sonrada gelip neden sende bir şeyler söylemiyorsun diyorlar. Hepsi yeni bir fikir adı altında kendilerine hak vermemizi bekliyorlar. Gerçekten farklı fikir umurlarında bile değil. Şuan bunları yazıp kendimi rahatlatmaya çalışıyorum çünkü bu gecenin sonu ya sabaha kadar ağlamak, ya da… İnsanların beni yanlış anlamalarından bıktım, beni dışlamalarından, benimle dalga geçmelerinden gerçekten bıktım. ‘Bu yaşta ne derdi’ böyle tepkisi alırım diye kimseye bir şey anlatamamaktan bıktım. Etrafımda beni dinleyebilecek olan bir sürü kişi var ama beni anlayabilecek tek bir kişi bile yok çünkü kimseye kendimi tam olarak ifade edemiyorum. Yalnız olmak istiyorum, ama birileri beni düşünsün istiyorum gibi gibi.. Tek istediğim hayatımda bir şeylerin iyi gitmesi, İyi geceler.

13 Şubat 2016 Cumartesi

İlan ediyorum.. Boku Yemiş Haldeyim..



Bilmediğiniz üzere
Çünkü bunu size hiç anlatmadım.. Teknik bir üniversite de Bilgisayar Mühendisliği okuyorum. Ve hikaye burada ilginç olmuyor. Hatta leş gibi bir hale bürünüyor.
Hep yurtla ilgili bir sıkıntım oluyor benim. Dicle üniversite maceramı okuyanlar belki biraz biliyordur. Bu sefer de işte daha az sıkıntı yaşamak için özel yurda kayıt oldum. Ama daha fena oldu. Önceden yöneticilerle sorun yaşamıyordum en azından. Konumuz bu değil ama..

Konu bu mu bilmiyorum ama bu hafta yurda ve okula dönmek zorundayım. Şey yapacağım herhalde kendimi öldüreceğim falan. Bu arada orada ki hayatımdan hiç bahsetmedim size. Orada da 5 kişi hep beraber takılıyoruz. Ama onlara ne lakap versem bilemedim. Birine Programcı diyebilirim. Çünkü daha önce programcılık okumuş ve tabi hepimize o öğretmeye çalışıyor. Tabi çocuğu sinir ediyorum bence bu öğretme işinden vazgeçer yakında. Biri de RockBoy olsun çünkü rock emojiyi çok seviyor. Diğeri de SarıKafa olsun. Sarışın falan ya bence bu uyar ona. Erkekler bu kadar. Birde benim gibi Adanalı biri daha. Ve bana da benziyor huyları, aslında görüntüsü bile biraz benziyor. Ona da ne desem olmuyor ama yakıştıramıyorum hiç bir ismi şuan. KüçükPrenses olsun ya. 
İşte böyle bir grup oluşturduk ve hep beraberiz neredeyse. Zaten onlar olmasa okulda o şehirde pek çekilmez. Az sayıda yerde hep beraber vakit geçiriyoruz işte.. Umarım yakın bir zamanda mutluluk bizi de bulur..

Gidiş tarihi yaklaştıkça paronayak olmaya başladım. Sanki biri bir yerden çıkıp beni öldürecekmiş gibi geliyor. Zaten programlama gibi hiç anlamadığım bir dersin stresi beni öldürecekken birde yurt mevzularına akıl yormak istemiyorum. Ordan nefret ediyorum. Bunun dışında okulu seviyorum. Yine bir bırakma vakasıyla karşı karşıya kalmayız umarım. Yoksa 50 yaşında hala üniversite okuyan biri olmak istemiyorum. Başlıkta belirttiğim gibi boku yemiş bir haldeyim ve bu bataklıkta yüzmeye,çırpınmaya mahkumum. Adı üstünde bataklık işte çırpındıkça daha kötü batıyorsun..

Hey güzel okuyucu.. Sende benimle hayatını paylaş.. Çünkü sana ihtiyacım var.

7 Şubat 2016 Pazar

Her şey farklı olsa da, birbirimiz için atan iki yüreğimiz aynı.


   Hayatımın düzene girmesini umarken yazıyorum bu yazıyı yine. Bugün 9. yıl dönümümüz.. Kutlu olsun sevgilim.

Her sene bana yine sensizlik kalıyor. Fark ettin mi bunu ? Sana neler anlatacağımı düşünüyorum işte yine. Biliyorum bu yazıyı bekliyorsun ve beklemen benim yazmamı zorlaştırıyor. O günü yeniden anlatmak istemiyorum o yüzden o günden tam 3 yıl sonrayı anlatacağım sana. Yine bildiğin bir hikayenin sana anlatılması sıkıcılığı, hatta yaşadığımız bir günü sana anlatmanın benim için zorluğu sardı kelimeleri. Bu saatleri nasıl biliyor bu kız deme. Tamamen defterimden kopyalıyorum.. 


Saat 11.00

Telefonuma gelen binlerce arama sonunda uyanmam..
'' Bu gün 3 yıl oldu kalk artık hadi seni bekliyorum kartanem.'' diye söylenme ile başlayan  ve saat 12 de hazır olmamı söyleyerek kapattığın telefon konuşmamız. 
Hem uykumu böldüğün için sinirlenmem hem seni özlediğim için sabırsızlanmam birbirine karışmış bir halde kalkıyorum ve yüzüme soğuk suyu çarpıyorum. Kahvaltı yapmamıştım yine ama o gün sana yaptım demiştim.. Yapamamıştım yani yetişemezdim yoksa hemen çatma kaşlarını.

Saat 12.00

Korna sesiyle ayakkabılarımı giymeye başlıyorum ama çoktan kapıya dayanmışsın. Annem kapıyı aç öyle giy ayakkabılarını diyor ama onu dinleyemeyecek kadar heyecanlıyım. Kapıyı açıp sana sarılmamla beraber uyuzluk yapıp " Montun nerede mal sevgilim hasta olacaksın." diyorsun ve beni sinirli surat ifademle öyle bırakıp anneme sarılıp sohbet etmeye başlıyorsun. Oysa bunu ben yapsam beni o an öldürürsün.. Yine konuşmama fırsat vermeden montumu alıp beni de peşinden sürüklüyorsun. Kahvaltı yaptın mı ? soruna evet diye yanıt verince bana inanmıyorsun yine, kahvaltı yapalım o zaman önce diye beni en sevmediğim öğün için yine sinir ediyorsun.

Saat 13.00

Kocaman ballı ekmeği ağzıma tıkarken seni öldürmemek için kendimi zor tutuyorum. Bir yandan da çatalında bana uzattığın peynire uzanırken ne kadar mükemmel olduğunu düşünüyorum. Reçel sevmediğimi ama çilek reçelinde ki çilekleri çok sevdiğimi bilen biri var diyorum. O biri benim hayatım.. Tereyağ sürdüğün ekmeğin üstüne bir çilek tanesi koyup yine bana uzatırken o an aklıma babam geliyor. Babam gibi davranıyorsun. Kahvaltı bitince iki kahve söylemiştin ya, keşke yalnız bunun için sevseydim seni.. Kahvenin yanına yine yakıyorsun o zaman zıkkım dediğim şeyi. Dersler nasıl diyorsun ? Oysa benden daha biliyorsun derslerimin nasıl olduğunu.. Annem hoşgeldi diyorum. Gülüyorsun güzel dişlerinle ve gülen sadece onlarda değil. Yeşil gözlerine bakıyorum onlarda gülüyor. Sohbet muhabbet derken saat ilerlemiş ve hava kararmış.. Hadi diyorsun ve kalkıyorum yine bilinmeyen bir yere..


Saat 19.00

" Oha ! " diyorum. 
Oha saat nasıl 7 oldu.. 
" Lunapark'a gidiyoruz şimdi de bitanem." diyorsun ve beni saçlarımdan öpüyorsun.. Saçlarım konusuna yine girmek istemiyorum..Saçlarım senden çok çekti. 
Lunapark'a geldiğimizde mutluluktan uçuyorum. Pamuk şeker istiyorum ama zararlı olduğunu söyleyince yine sana sinir oluyorum. Saatler ilerliyor orada ama ben fark etmiyorum. Çünkü sen varsın ve ben mutluyum.


 Saat 21.00


Yemekleri güzel olan bir yere sığınıyoruz. Rakı içelim diyorum ama dinlemiyorsun. İsmini hala hatırlamadığım bir yemek söylüyorsun ve bugün hiç sevmediğim şaraba mahkum kılıyorsun beni.. Gözlerin parlıyor ama mutluluktan. Bende seni öyle görünce mutlu oluyorum. Mutluluğa kalkıyor kadehlerimiz. Yemek bitince dans ediyoruz yine. Beni o gün sarhoş eden kokundu bugün itiraf edeyim.. Seni öyle yakınımda bulunca, yanımda, lanet ediyorum üniversiteye falan.. Çünkü biliyorum bir gün bizi ayıracak o lanet üniversite.. Ama şimdi diyorum. Şimdi o yanımda ve mutluluğuna şükürler olsun..

Saat 23.00

" Bırak yardım edeyim taşımana."

"Yok tamam hallettim ben ya taşırım eve kadar." diyorum ve kucağımda benden ağır bir paketle eve giriyorum. 
Hemen odamın penceresine koşuyorum. Biliyorum yine boş arazide olacaksın ve beni arayacaksın. 
Dediğim gibi daha pencereyi açarken gizli telefonum çalıyor. Onu hiç anlamadım zaten biz neden gizli telefon kullanıyorduk ama neyse konumuz bu değil. Sözlerin hala aklımda desem de inanma yine defterden bakıp yazıyorum.



Şimdi hiç konuşmadan beni dinle kartanem.
Ben hiç kimseyi bu kadar deli sevmedim.Hiç kimseyi tüm hücrelerimde hissetmedim. Kimsenin sarılmasıyla kendimden geçmedim. Bütün hayatımı tek bir kişiye adamadım hiç. Hayatımın merkezi yapmadım kimseyi. Ben kimseyi bu kadar çok özlemedim, bu kadar yanımda istemedim. Kimseye ait hissetmedim kendimi. "İyi ki o benim." diye her gece şükretmedim hiç kimse için. Bütün mutluluğum, yüzümdeki tebessüm... Bunlar bir kişiye bağlı olmadı hiç. Gözümden sakınmadım kimseyi. 
Ben hiç kimseyi yanıma alıp kimsenin görmemesi için saklayacak kadar çok sevmedim. Ta ki sen gelene kadar sevgilim. İyi ki geldim hayatıma.. Anlam oldun, aşk oldun..  



Bu bizim hayatımızda belki de en mutlu günlerden biriydi.. 

Kokunu doya doya içime çekip eve geldikten sonra, saçlarımı hemen toplayayım da kokun üzerimden gitmesin diye düşünürken benim üstüne dökülen saçlarımı tek tek toplayıp cebine koyuyorsun ya. Ben yanında yokken öpüp koklayabilmek için.. Ben seni nasıl sevmem. İyi ki var olmuşsun hayatımda..






23 Ocak 2016 Cumartesi

Burnu kaf dağında ama kendi bir bakteri kadar değersiz hayatta.

  
    Neden hayatım bir türlü düzgün ilerlemiyor ? Neden tam anlamıyla mutlu olamıyorum ben ? Yurt yaşantım hep mi böyle saçma olacak ya ? Yurtta evimde gibi hissedemeyecek miyim ben ?

    Finaller bitmiş tatil için eve geliyordum. Bir yurt müdüremiz var. Hangi sözü söylesem yakışmıyor. O yüzden Bayan Müdür diyeceğim ona artık yazılarımda. Neyse ben tam yurttan çıkacakken karşımdan geliyordu. Bütün tatlılığımla  " Bayan Müdür ben gidiyorum gelirken bir şey ister misiniz ? " diyecektim ki lafı ağzıma tıkadı ve savunmanı yaz gitmeden dedi. Ne olduğunu bile bilmediğim bir suçtan savunma yazmak zorunda kaldım yine. Şöyle ki oda arkadaşlarım da bunu desteklemiş. Ben kendi ile ilgili yalan söylemişim. Söylediğim yalana gelince " Bayan Müdür beni çok seviyor. Geçen gün yanağımı sıktı. " demişim. Bütün oda arkadaşlarım duymadım senden böyle birşey diyor Andaval dışında. Ama ona kalırsa herkes bunu söylemiş hatta şikayet etmişler. Söylesem bile bunun savunma gerektirecek ne yanı var ? Sen kendini kaf dağında felan mı görüyorsun ? Ki günahım kadar da sevmem kendilerini. 
 
    Velhasıl ben artık yoruldum. Yurtla uğraşmaktan yoruldum, bunaldım. Kendini böyle büyük gören insanlardan yoruldum. Artık insanlara olan sevgimi kaybetmeye başlıyorum. Gerçekten insan görmek istemiyorum ya, ben ki insanları izlemeyi, hayatlarını gözlemlemeyi seven biriydim. Şimdi kimseyi görmek istemiyorum. Bayan Müdür sende Allah'ından bul. 

  

14 Ocak 2016 Perşembe

Kalbinin o kadar yakınına gelmesine izin verdiğin birinden kötülük bekleyemezsin..

   
Böyle bir yalnızlık beklemiyordu kimse.
Bu kadar mutsuz olacağımı ben bile bilmiyordum. Bu kadar olayı yaşayıp hala nasıl yaşayabildiğimi, hayatta kalabildiğimi bilmiyorum.
Ben ölüyorum.
Beni öldüren bir hastalık değil ama, beni öldüren bir insan da değil artık..
Beni öldüren benim. 
Ben kendi kendimi öldürüyorum sadece.
Hayat sadece zor değil artık aynı zamanda umutsuz bir yaşam parçası. 

Siz hiç aynaya baktığınızda kendinizi görmediğiniz anlar yaşadınız mı ? Karşınızda ki insanın sizden çok farklı biri olduğunu gördüğünüz anlar ? Ve ya kendinizi herşeye kapattığınız anlar oldu mu ? Korkuyorum. Seslerini duyduğum her an kendimi yine herkese ve herşeye kapatacağımdan korkuyorum. Yine konuşmayı istemediğim anlar olacağından korkuyorum. Sesimin kimseye ulaşmayacağı zamanlar yine yakın hissediyorum. Herkesi perişan ettiğim o zamanları yine hatırlıyorum. Geceleri saatlerce birilerinin beni aramasını ve onların gözlerin de her sabah gördüğüm perişanlığı, çaresizliği hatırlıyorum. 
Dün bir misafirim vardı. 4 yıl öncesinde herkesin nasıl korktuğunu yine bana hatırlatan bir misafirim vardı. 
Konuşkan burada. Dün görüşelim diyince bende çok özleyince tamam dedim. Tabi o kadar derin konulara gireceğimizi bilmiyordum. Aslında belki de ben konuşmak istediğim için görüştüm. Bana korktuklarını söyledi. Bu yeni ortamdan korktuklarını ve kimlerle arkadaş olduğumu görmek, arkadaşlarımı tanımak istediklerini söyledi. Bir gün arkadaşlarınla tanışmak istiyorum ve tanıştır beni dedi. Yine birinin gözlerinde o korkuyu görmek. Yine acaba aynı şeyler mi olacak diye düşünmek beni de korkutuyor. Ve yarın yine birisi geliyor. Çevreci aradığında artık yine kontrol altında tutulmaya çalıştığımı anladım. Yarın buraya gelecek ve uzun bir konuşma beni bekliyor.Ve ben yine deney faresi gibi ya da kendi başına düşünemeyen bir insan gibi olacağım yine her şeyime karışılmaya çalışılacak ve ben yine iradesiz bir insan gibi, her an depresyon yaşayacağı beklenen o deli olarak sürdüreceğim hayatımı.. Kolay gelsin..