12 Aralık 2015 Cumartesi

Bende ki aşk değil ibadet Elleri sevdi nihayet Ben ebedi saadetten kovuldum..


  Kızıl artık hiç bir sosyal mecra da olmayacak.. Sebebini anlatayım mı sana okuyucu ?
Tükendim.. Şimdi gel dese nerdesin diye sormam onu bulurum. Demiyor tükendim..
En huzurlu uykularım onun yanındayken uyuduklarımdı. Ve bir hiç yüzünden gitti.
Değdi mi gittiğine ?
Gerçekten merak ediyorum.. Gittiğine değdi mi ?
Huzursuz uykularıma değiyor mu ya da gerçekten.

Gitmeyecek gibi gelmeye gerek var mı ? Ya da hiç sevmemiş gibi gitmeye..
Emin olacağım hiç tanışmamış gibi olduğumuza. Görmeyeceğim artık ve susturacağım kalbimi de dilim gibi bir gün. Seni yok edeceğim işte. Bugün sen hayatına devam edebiliyorken benim gözyaşlarım sana akıyorsa yarın benim için yeni bir gün olacak... Sensizliği öğreteceğim adım adım kendime. Hayaldi diyeceğim ve geçeceğim. Ben sevdiklerimi hep kalbimde sakladım ve bırakıp gitmedim yarı yolda. Gittiğin için gideceğim bende. Hiç sevmemiş olduğun gibi gideceğim. Kokunu özleyerek gideceğim.

Yine kendimi kandırıyorum. Ben bütün kimsesizliğim de sevdim seni ve asla unutmayacağım.
Unutmak için sevmedim kokunu bil. Seni unutup sadece öyle bir insan ol diye sevmiyorum. Seni sensiz sevebilecek kadar güçlüyüm ve ruh hastasıyım. Adım adım tüketecek bu sefer sevgin. Ama ben hep sevgilerde tükendim merak etme. Kalbimi sende tamamladım ve sende bıraktım tamamen. Ve bu yüzden korkulan olacak. Beni stres değil sen tüketeceksin.
Beni hastalık değil senin hasretin tüketecek. O son gün hala ardıma bakışımda ki ümidim tüketecek biliyorum. Geleceğin umudu yok edecek beni. Toprakta bile bununla yaşarım belki kim bilir.
Sana okuyamayacağın bir mektup yazıyorum. Yerini bile bilmediğin bir mektup yazıyorum. Haberin olmayacak bir mektup bu.

Sevdiğim, Gün Işığım, Hayatımı anlamlandıranım..
Sen bunu okumayacaksın. Ve ben bunu yazarken biliyorum.
Sen benim cehennemim değil, cennetimdin.
Seninle her anım aslında cennetti benim için..
Hatalarımı kabul etmediğimi öğrenmiş olmalısın artık. Ben seni kaybederek hayatımın hatasını yaptım.
Cehennemi kendi ellerimle getirdim kendime. Ateşlerde yanmak hakkım.
Yanında olduğum ve güneşi seninle karşıladığım her sabah şükrettim Allah'a.
Seni ondan çok mu sevdim de elimden aldı bilmiyorum. Ama yalan söylemedim onu biliyorum.
Dualarımda seni sevdiğimi anlattım ona da.
Her gece yanında uyurken de şükrettim. Sana her dokunuşum da yine şükrettim.
Ve yine yalnız uyuduğum gecelerde dualarımda sen vardın.
Sana yalan söyledim evet. Sen benim cehennemimsin derken yalandı bu.
Sen varken ben bir kuş misali bulutların arasındaydım.
Biliyor musun o sabah hissediyordum bir daha seninle uyuyamayacağımı ve sana dokunamayacağımı. Ama boş yere kuruntu yapma diyordum kendime.
Keşke daha sıkı sarılsaymışım felan demeyeceğim. Keşke ayrılmasaydım o gün yanından ama. 
Seni suçlamaya bile kıyamıyorum inan. Ve ben sana kıyamazken sen nasıl kıyabiliyorsun bana böylece. Sana demiştim ki insanlara güven. Bir gün doğru insan çıkacak karşına ve diğer herkesi unutacaksın diye. İnsanlara güven.. Biri sana herkesi unutturacak. O ben olamadım ama beni affet..

22 Kasım 2015 Pazar

Cehennemin dibinde yüzüyorum.

  

Cehennemin en dibinden herkese selamlar..
Burası sıcak, burası lanet edilecek derecede ıssız. İnsanlar görüyorum ayrıca, gayet mutlu elele insanlar. Siz bunu nasıl başarıyorsunuz diye sormak istiyorum.
Olayı anlatmaya başlayayım bence. 

Ben yine kendimi nasıl ayrılık durumunda buldum dediğim. Her seferinde aynı şeyi yaşadığım ve hala aklım başıma gelmediği için bunları hak ediyorum. Bir gece önce beni neyimi seviyorsun sen dediği zaman; " Ben senin ruhunu seviyorum, bana verdiğin huzuru seviyorum." dediğim insanla   ertesi gece (bu gece) nasıl ayrılabilirim. Ve " Sen sevilecek birisin, iyisin,güzelsin,zekisin." derken, "Herşeyim" derken bana bir gece sonra nasıl olur da " Birbirimizi hiç tanımamış gibi davranalım." diyebiliyor. Bunu diyebildiği için bile ben o insandan vazgeçerim. 

Anlıyorum ki; 
Ben karakter analizi yapamıyorum. Çünkü karakterini seviyorum dediğim insan ertesi gün sanki beni hiç sevmemiş gibi : " Tanışmıyoruz sayalım bundan sonra." diyor. Ve ben onun karakterine sıçıyorum bunu okuduktan sonra.

İki insan birbirine sarılmışsa nasıl tanışmamış gibi olabilir. Parmak izleri birbirlerinde kalmışsa eğer, nasıl tanımamış sayabilirsin ki. Sevdiysen ya, birini sevmişsen onu tanımaya başlarsın zaten ve sevdiğin bir insana nasıl yabancı gözüyle bakabilirsin.

Sen nasıl başarıyorsun diye sormak istiyorum. Nasıl hiç gitmeyecek gibi sevip, hiç sevmemiş gibi gidebiliyorsun. Sen nasıl gidiyorsun yada. Kokuna hasret bırakıp, sana hasret bırakıp nasıl gidebiliyorsun. Madem gidecektin neden geldin ? Bir anda nasıl bütün huzurum olabildin sen ? Ve giderken hiç mi düşünmedin, ben bunun vebaliyle nasıl yaşarım diye ?

 Kokundan ve teninden mahrum etmek birini böyle kolay olmamalı. Buna bir yasak getirmeli mesela yasalar. Ya da seven bir kalbi olmayan insanlara yasak olmalı seviyorum demek..

4 Kasım 2015 Çarşamba

Her nefes alışında son buluyor hayat..


 Mutsuzlukla alıyorum nefeslerimi artık.
 Her nefeste biraz daha ölüyorum..
 Sebep  yok veya sonuç yok ellerimde , hep istediğim yerden öyle uzaklaşmışım ki şimdi ne yapıyorum ben diyorum. Benim burada ne işim var ? Bu meslekte ne işim var ?
 Canımı veririm dediğim adam olmadan yine başka bir şehirde napıyorum ben ? Onu her gün özlerken nasıl başka insanlarla konuşup muhabbet edebiliyorum. Hayata nasıl devam ediyorum ben, hayallerini bırakmış bir kız çocuğu var karşımda.. yapamıyorum artık. Her nefeste biraz daha ölüyorum.

11 Mayıs 2015 Pazartesi

Sen kokuyor, caddeler şimdi..



   Saat 21.43 Elmadan gelen bir mesaj

 - Kızıl, Ankaralı Adana da.

Kalbimden o an binlerce duygu geçti. Öfke, özlem, kıskançlık. Hepsi birden hücum etti kalbime. O anı anlatacak kelime yok sözlüklerde, o halimi anlatacak olan her söz bir diğeri kadar anlamsız. Adana'ya geldi ve ben bunu Elmadan öğreniyorum. Ağladığımı fark etmiyorum bile  annem söyleyene kadar. Ne oldu diyene kadar anlamıyorum belki ne olduğunu. Söylediğimde bana ' Biliyorum beni aradı anneler günü için. ' diyor. Anlıyorum ki bir tek benim haberim yok. Anlıyorum ki bir tek ben sesini duyamadım çok sevdiğimin, uğruna öldüğümün. Ağlayarak uyuyorum gece. Ve pazar gecesi gözyaşları ıslatıyor yastığımı.

    Ve bu  sabah. Yani pazartesi sabahı. Gözlerim acıyor uyandığımda. Gözlerim ona ağlıyor yine sessiz sessiz. Biraz dışarı çık diye yolluyor annem evden. Öylece dışarı çıkıyorum. Issız, kimsesiz biri gibi sokaklara atıyorum adımlarımı. Karşılaşma ihtimalimiz
varsa bile bir daha onu görmemek için, yine o acıyı çekmemek için hiç bilmediği yerlere doğru sürüyorum kendimi. Onsuzluğa sürgün ediyorum kendimi.  Kahvemi yudumlarken onu düşünüyorum.

    Bir koku darmadağın edebilir mi insanı diye soran varsa eğer. Evet bir koku parçalıyor beni. Ve bir ses yıkıp döküyor bütün duvarlarımı. ' Kartanem ' diye sesleniyor biri. Üç yıldır yoktu o koku hayatımda, yeniden yenilmeye gücüm yok biliyorum. Yine kendimle savaşıyorum. Dönüp baksam ölüm gibi gelecek ayrılık yine biliyorum. Saçlarımı öpüyor biri. Tam bu sabah biri yine saçlarımı öpüyor. O yine saçlarımı öpüyor. Ankaralı yine saçlarımı öpüyor. O gittikten sonra kısacık kestirdiğim saçlarımı. Giderse yine kestireceğimi bildiği saçlarımı öpüyor. Kokusu ciğerlerime doluyor. Dönüp bakmaya cesaret edemiyorum. Ben ki hayatta hep cesur olmamla övündüm. Ama yine ona yeniliyorum.
 
     Ankaralı Adana'ya geliyor. Saçlarımdan öpüyor. Kokusuna aşık olduğum adama bir defa bakamıyorum. Adım adım ölüme giderim senin için dediğim adama bakamıyorum be.
Gözlerine bakamıyorum. Gözlerinin yeşilinde boğulmak isterim dediğim adamın gözlerine bakamıyorum. Bana sarılırken bile gözlerimi kapatıyorum. Kokusunu doyasıya içime çekerken bile gözlerimi açmıyorum. Bir daha giderse dayanamam biliyorum.


' Ne yanından sarsam seni ? ' diyor.
 ' Acılarını sarsam.
   Yaralarını sarsam.
   Gözyaşlarını sarsam.
   Seni sarsam kendime hiç bırakmasam. ' diyor.


 Ben sadece susuyorum. Bunu okuyacağını biliyorum. Seni sevmekle başlıyorum her güne biliyorsun. Herkes de seni arıyorum. Kokunu sevdim be adam. Önce gözlerini sevdim senin, Gelişini sevdim be. Gidişini yine sevdim. Adımı bile senin dudaklarından dökülürken sevdim ben. Açtığın yaraları sevdim, yaralarımı sevdim senden bana kalan. İçimde yarattığın boşluğu sevdim ben, senden hatıra diye gidişinin boşluğuna tutundum yıllardır. Sen yaralarımı sarmasan ne olur be. Sesini sevdim senin, boyunu sevdim. Boynuna saklanmış ben'ini sevdim senin. 7 yaşında bisikletten düştüğünde izi kalmış ya alnında, ben onu bile sevdim.

19 Nisan 2015 Pazar

Ve bu kadar sokak, bu kadar cadde aramızdayken, sen öyle güzel gülüp de sarılamayınca ben, kalbime sıcak asfaltlar dökesim geliyor.

   Günlerden bir gün ben yine sana düştüm. Seni attı kalbim bir an. Yine bugün özlediğimi farkettim. Elimden pek birşey gelmiyor. Özlemek dışında yapacak başka bir şeyim yok biliyorum. Ara sıra resimlerimize bakıyorum, hepsi birbirinden güzel resimler. Ve düşünüyorum nasıl bu hale geldik diye. Seni benden ayıran şey neydi ? Nasıl oldu da ayrılık rüzgarları bize de esti. Oysa hiç bırakamazdın beni, hele ki ben sensiz bir hayatı düşünemezdim bile. Nasıl oldu da böyle parçalandık birbirimizden. Benim parçalarım sende kaldı, senin parçaların bende.. Birbirimize o kadar sıkı sarılmışız ki bir bütün olmuşuz. Önce bir bütün haline gelip sonra parçalanmayı nasıl başardık. 
Aklıma sözlerimiz geliyor.Birbirimize söylediklerimiz... Sen gidersen ben hiç yaşayamam kartanem derdin. Şimdi nasıl yaşıyoruz bu kadar ayrı. Aramızda bunca mesafe varken ben nasıl nefes alabiliyorum sensiz ? Gününün nasıl geçtiğini anlatmadan uyuyamazdın sen. Şimdi kime anlatıyorsun neler yaptığını. Kim tamamlıyor benim yarım bıraktığımı. Ki biliyorsun ben asla bırakmadım seni. Bunca zaman sonra bile seni yazıyor harflerim. Öyle çok özledim ki... Öyle çok arıyorum ki seni... Her adım atışımda sana yaklaşmayı ümit ederek yürüyorum. Her duamda seni diliyorum Allahtan. Her nefes alışımda seni çağırıyorum soluğumda. Biliyorum bir gün bitecek bu kıyamet. Ve kapı çaldığında sen gelmiş olacaksın. Biliyorum bensiz yapamazsın sen. Ve bil ki bende sensiz kalamıyorum bu Şehirde.    

15 Nisan 2015 Çarşamba

Ayrılığı yazdırmak insana yapılan en büyük bencilliktir



    Hangisi daha zor ? Yaşamak mı yoksa ölmek mi ? Ölüm bir bilinmezlik bana göre. Sonrasında ne olacak kimse bilmiyor. Dini olarak değil elbette, düşünsene ölüyorsun ve sonrası nasıl olacak bilmiyorsun. Bir daha rüya görebilecek miyim ölünce ? Seni tekrar görebilecek miyim ? Yaşam daha kolay desen oda aynı bilinmezlik aslında. Yarın ne olacak hangimiz biliyoruz ? Sen gelecek misin yarın bilmiyorum mesela. Bundan sonra ki hayatımda gelecek misin yine yanıma bilmiyorum. Yokluğunun bende yarattığı boşluktan kurtulabilecek miyim ? Acı peki.. Acın dinecek mi ?

    Gidişinle beni yıkan en büyük şey seni artık göremeyecek olmamdı. Bir daha sana dokunamayacak olmam. Beraber dinlediğimiz şarkıları bir daha aynı duygularla dinleyemeyecektim. Sesinden duymuştum mesela bir şarkıyı. Şimdi nerede çalsa kahroluyorum. Oradan uzaklaşmak istiyorum hemen. Bir daha duymak istemiyorum. Sen değilse söyleyen, bana işkence gibi oluyor o şarkı. Sen olsan söyleyen ne yaparım diye düşünüyorum. Sana çok yakışacak şarkılar duyuyorum bazen. Ne yapacağını şaşırıyor aklım. Seni aramayı düşünüyor. Şarkıyı sana dinletmeyi istiyor. Bir sigara yakıyorum bunlar yerine. Şarkı bitene kadar dumanla oyalıyorum kendimi. İnsanlar bakıyor ne oluyor Kızıl'a acaba diye. Hiç biri ismimi bilmiyor tabi. Sen hariç kimse ismimi güzel söyleyemiyor. Senin dudaklarına çok yakışıyor ama ismim.
Kahve içmeyi eskisi kadar sevmiyorum artık biliyor musun ? Aklıma düşüyor hemen '' Ne zaman kahve içse, yanına bir sigara eşlik ederdi hep. '' diyorum kendi kendime. Ve içemiyorum o çok sevdiğim kahveyi. Gözyaşları sulandırıyor kahvemi. Tadı güzel gelmiyor artık.

   Ben yaşıyorum ama nasıl yaşadığım belli değil. Sensiz her nefes acı dolu çünkü. Ciğerlerime hava yerine biber gazı giriyor sanki. Büyüyorum artık biliyor musun ? Boyum uzuyor gibi bir büyüme değil bu. Bu ruhumun büyümesi.. Kendim bile anlam veremiyorum kendime. Yokluğun bir acı şehri gibi geliyor bana ve bununla yaşamaya çalışıyorum. Artık alışmış olduğumu farkettiğim an yaşıma bir çizgi daha attım. Ve sensiz her gün için bir yarım insan çizdim defterime. Yine adına şiirler yazıyorum. Tüm şarkılar ağıt niyetine içime yerleşiyor artık. Çok hareketli bir şarkı bile benim için bir ağıt oluyor sana yazılan. Seni yazıyorum bütün ağıtlara, sensizliği yazıyorum artık.. Hepsi hüzün dolu şeyler ama. Bir gün okumak isterim desen korkarım üzülürsün diye.. Korkuyorum bir gün tamamen alışacağım diye yokluğuna.. Yokluğuna alışmayı değil boşluğuna tutunmayı seçiyorum.  Bir gün öylece çıkıp gelsen ne yaparım bilmiyorum. Her sabah bugün onu görürsem ne olacak diye uyanıyorum ve gelişinin provasını yapıyorum. Binlerce senaryo oynuyor kafamda, hiç biri anlatmıyor senin gelişinde ki beni..

  Bir gün öylece hiç gitmemiş gibi gelsen ne olur bana bilmiyorum. Gidenin ben olduğum bu hikayede senin gelişinin provasını yapmam saçma evet biliyorum. Ama ayrılığı yazmayı seviyorum aşkı yazmaktan çok biliyorsun. O yüzden bana  koca bir ayrılık armağan etmiştin hatırla. Çünkü ayrılığı çok güzel yazdığımı düşünüyordun. Aşkı yazarken hep başarısız olduğumu düşünüyordun. Seninle aşkı yazmayı öğrenmek yerine sensiz ayrılığı yazmaya mecbur kıldın beni. Hayatta bundan daha büyük bir bencillik olmaz biliyorsun değil mi. Bir insana kendi hatalarını yazdırmak kadar büyük bir bencillik yapılmaz. İnsan mutluluğu yazmayı ister, sevgiyi yazmayı ister, ayrılığı yazmak en zorudur..

  Şimdi söyle ' Nasıl veda ederim sana ? Nasıl ? '  Aşk sana benzer diyordum. Benzemiyormuş..

8 Nisan 2015 Çarşamba

Kararlar.. Büyümek zor iş.





Lise arkadaşlarımın bir çoğu yurt dışında eğitim başlığı altında ülkeden uzaklaşmaya başlıyorlar. Kızıl'ın en büyük dertlerinden biri bu. '' Arkadaşlarım benden uzağa gitsinler istemiyorum. '' diye ağlayan biriyim sonuçta. Her neyse Şeftali gidiyor şimdi de. Amerika'ya gidiyor birde, hemde en iyi okullarından biri olan Penn'e gidiyor. Ağlamaklı bir ruh halindeyim bu yüzden. Nasıl benden bu kadar uzaklaşırsın diye ciğerlerimi söktüm ama nafile. Artık çok geç ve bütün bencilliğime rağmen onun için en iyisi bu olacak biliyorum, susuyorum. Beş koca yıl boyunca aynı sırada oturduk. Beraber kopya yazdık sıramıza, beraber çalıştık, didindik. Önce onu Hacettepe Tıp Fakültesi'ne gönderdim kendi ellerimle, tercihlerine ben yazdım. Şimdi ise yine Penn'e göndereceğim. Hemde bu bizim birlikte yapmak istediğimiz bir şeydi. Yurt dışında bir sene okumak istiyorduk ikimizde.. Şuan nasıl yapsam beni beklemesini sağlasam diye düşünmüyor değilim hani.. Ama bencilliğimi biraz kapatmaya çalışıp her şey güzel olacak diye onu destekliyorum.
 Şimdi Şeftali böyle güzel üniversitelerden birinde okuyacak. Eski bir binada, tarih kokan dersliklerde olacak.. Kıskanıyorum oğlum seni.. Bir yandan gurur duyuyorum ama başardığın için.. Hep böyle başarılı olursun umarım.. Seni seviyoruz.. :)