31 Temmuz 2013 Çarşamba

Öyle mechule kapılmış bedenim..

 
  Yıllara meydan okuyorum belki de ve kafamda biriktirmediğim düşünceler var şimdilerde.. Canım çok yandı biliyor musun ? Hemde öyle bir alev aldı ki o şehirde. Ben hiç yaşamamıştım yoklukları belki yadırgamam bu yüzdendi. Ya hep kendim için yaşadım hayatı ya kimsenin eli değmedi başkası için atan kalbime. Şimdi sen onun aşk oyunlarını oynarken ben kendine ihanet ediyorum. Ağır sızılar doluyken bile ruhum başka bir bedene can vermeye gidiyorum. Balonları çok severdin diye özgürlüklerine uçuruyorum. Tıpkı senin gibi...

8 Temmuz 2013 Pazartesi

Unut geçen günleri bunca yıl sonra nasılsın ?



 4 Temmuz 2013...
 Yine normal bir sabaha uyanmıştı Kızıl.. Mutluydu ve Adana'ya dönmesine sadece bir sınav kalmıştı. Ortağıyla beraber bugün eğlenmeye gideceklerdi. Aslında saat 19.15'e kadar standart bir gündü. Harbiyelinin mesaj atacağını nerden tahmin edebilirdi ki. Ya da gelip hayatını tekrar alt üst edebileceğini nasıl tahmin edebilirdi. Jelibon ve Bay Gıcık ile Maça Kızında oturuyorlardı bir sürü gevezelik yaptıktan sonra Kızıl ortağı mesaj attığı için Zencilere gidiyordu. Harbiyeli onları yolda görmüştü. Kızıl Bay Gıcık'n koluna girmiş yürürken telefonuna gelen mesaj sesiyle irkildi.

 - Kızıl, ben Harbiyeli nerdesin Diyarbakırda mı ?
+ Evet.
- O zaman eğer sevgilin kızmazsa görüşelim.

 Kızıl o an şok olmuştu kimseye sezdirmek istemese de aniden gelen bu teklif onu heyecanlandırmış ve birazda korkutmuştu. 10 ay olmuştu onu görmeyeli ve bir ilişkisi vardı biliyordu. Neden görüşmek istediğini bir türlü anlayamıyordu ama yinede ''Olur bende görüşmek isterim.'' dedi.

  Frekans'a gitmeden önce İş Bankasının orada buluştular. Tokalaştılar Harbiyeli ne kadar değilmişti. Kilo almıştı ve Kızıl belki de hala ondan hoşlanıyordu. Uzakken konuşmazken bilmiyordu ama onu özlediğini görünce anlamıştı. Ve işte karşısında duruyordu sanki hiç gitmemiş gibi aradan o kadar ay geçmemiş gibi yine aynı bakışlarla. Öfkesini mi kusmalıydı yoksa seni çok özledim diye boynuna mı sarılmalıydı bilmiyordu.

 - Hadi gidelim bir yerlerde konuşalım.
 + Olmaz. Arkadaşlarıma sözüm var gitmem gerek.
- Bu kadar zaman sonra buraya geliyorum ve sen arkadaşlarının yanına mı gideceksin.
+ Yarın görüşürüz.
- Yarın gidiyoruz. Sabah erken gitmemiz gerek.
+ Benimde şu an gitmem gerekiyor kalamam.
- Peki.. Özlemişim ama seni.
+Hoşçakal..


  Sadece bu kadarcık bir görme ona yetecek miydi ? Neden gelmişti şimdi bu çocuk düşünceleriyle Frekans'a doğru yürüdü Kızıl yanında Jelibonla.. Mekana gittiklerinde herkes biraz gergindi ve Kızıl'ın içinde fırtınalar kopuyordu. Özledim mesajına Bende dedikten sonra yine aradı Harbiyeli. Nerdesin çık seni almaya geleceğim diye. Olmayacağını biliyordu Kızıl gelse bile burdan çıkamayacağını sadece Hayır diyebildi. Gelme..
 
    Artık her şarkıda ağlıyordu Kızıl ve herkes bu duruma üzülmeye başlamıştı. Onları üzmek istemiyordu ama elinde değildi bu durum sadece onu istiyordu o an. Acı o kadar yoğundu ki nefes alamıyordu. Sonunda kalkmaya karar verdiler ve tam o sırada Harbiyeliyi gördü Kızıl. Ardından seslendi ama duymamış gibi yoluna devam etti Harbiyeli. Kızılda üstelemedi eve doğru yürümeye başladı tabi ağlamak serbestti kimse olmadığı sürece. Kolundan tutup onu çeken eli Zenci sandı önce sonra Jelibon çantasını alınca dönüp bakmayı akıl etti. İşte yine karşısındaydı. Birden sarılmışlardı sanki hiç ayrılmamış gibi, öyle çok özlemişti ki onu aklı karmakarışıktı soramadı bile o kızı ona ne olduğunu. O an sadece yanındaydı işte yine eskisi gibi olacaktı belkide ama gideceğini hissediyordu sabah olmayacağını biliyordu. Nitekim her zaman ki hissettiklerinde yanılmamıştı Kızıl.

  Sabah embiriyoloji sınavından sonra okuldan almışlardı onu her şeyin düzeleceğini hissetmek istiyordu ama bir türlü inanmıyordu düzeleceğine.. Beraber Garden Cafe de oturmuşlar liseli aşıklar gibi masanın altından elele tutuşmuşlardı ama Kızıl hep huzursuzdu bir şekilde bitecekti biliyordu ve buna engel olamayacağını biliyordu. Aralarına nasıl girdiğini bilmediği o kız hep oradaydı sanki. Çok geçmeden konuya girdi Harbiyeli.

 '' İlişkimi sormuştun ya, bayağı ciddiyiz onunla. Hatta aileler bile tanıştı ve şimdi nasıl derim herkese ben ayrılıp Kızılla barışacağım diye... ''

  İşte olmayacağını böyle dile getiriyordu Harbiyeli, adice aralarına başka birinin girdiğini söyleyerek. Oysa ölürcesine seviyorum seni diyordu. Şimdi hikayeleri böyle bitmişti ve Kızıl'a düşen sadece uzaklaşmaktı.

 +Peki gidiyorum ben.
-Dur gitme nereye gidiyorsun ?
+ Hep mutlu ol tamam mı ? Bu son görüşmemiz olacaktır eminim kendine dikkat et..

 Yine sarılmışlardı işte ve eskisi gibi boynundan öpmüştü Harbiyeli onu. Yine içi titremişti Kızıl'ın.. Bu sondu biliyordu.. Eve geldiğinde twitter hesabında bir yazı buldu.. ''o gün olmadı. kendine iyi bak, hoşçakal. my name is james, james stark :) '' Bu kadar olacağını bilmemişti Kızıl, bu kadar ağlayacağını bilse görüşmezdi ama her şey için çok geçti..
Bu da Şarkısı..